MUAVİYE HAKKINDA HZ ALİ VE DİĞER ASHABIN GÖRÜŞLERİ VE MUAVİYENİN

 
 Muaviye hakkındaki sahabe-i kiramın makalelerinden biri Haydarı Kerrar’ın makalesidir. Haydarı Kerrar Muaviye hakkında şöyle diyor;
 “Muaviye Şeytandır. Şeytan gibi insana önden, arkadan, sağdan ve soldan geliyor, Muaviye’nin şerrine karşı uyanıklık üzere ol!”

Yine Haydarı Kerrar diyor, bazı hutbelerinde;
وقال الحيدر الكرار فيه أيضاً فى بعض خطبه: أيها الناس إصرفوا همتكم إلى قلع أصحاب الطغيان والعداوة وحاربوا هذه الجماعة التى كانوا أعداء للقرآن والحديث وكانوا قاتلين للمهاجرين والأنصار والأخيار والأبرار وهم جماعة قد قبلوا دين الإسلام بالكره والجبر لا بالرضاء والإختيار وهم جماعة أظهروا أنفسهم مسلمين لبعض الزخارف الدنيوية ومنافعها لا بالإخلاص وهم جماعة ليسوا بذوى خبر عن معرفة الله تعالى ] والمراد بالمعرفة هنا الإيمان بالله [ وهم جماعة ليس فيهم من الإيمان والإيقان برق ولا لمع ] (روضة الأحباب. ج4ص472)
 “Ey Nas! Himmetinizi sarfedin! Bu adavet ve tuğyan sahiplerinin kökünün kesilmesinde. Bu cemaatle savaşın! (Muaviyeyi kastederek) Çünkü bu Cemaat Kur’anı Kerim ve Hadisi Şerifin düşmanlarıdır. Bu cemaat, Muhacirin, Ensar, Ahyar ve Ebrarın katilleridir. Ve bunlar öyle bir cemaattir ki, İslam dinini kerhen ve cebren kabul etmişlerdir. Rıza ve ihtiyarla değil. Ve bunlar öyle bir cemaattir ki, nefislerini Müslüman gösteriyorlar, bazı dünyevi menfaatler için. Ama kalplerinde ihlâs yok. Ve bunlar öyle bir cemaattir ki, Allah’ın marifetinden hiç haberleri yok” Yani Allah’ı tanımazlar, (marifetten gaye Allaha iman etmektir.) “Yine bunlar öyle bir cemaattir ki, bunlarda iman ve inançtan bir kıvılcım ve ışık yoktur.” (Ravzatül Ahbab cilt 4 sahife 472.)
                           
 Ey Okuyucu! İlim kapısı olan Haydari Kerrar’ın sözünü siyaset adamlarının sözleriyle karıştırma! Çünkü Haydari Kerrar fetvadan konuşuyor, siyasetten konuşmuyor. O’nun sözü fetvadır.


 Yine Haydari Kerrar başka bir makalesinde Muaviye’ye şöyle diyor;

 Bu bir kazadır, Allah’tan gelmiştir. Olacaktı Bu kaza Levhi Mahfuzda ve neshi ilahide mevcuttur. Ama siz ise Ey Muaviye! Siz ne Levhi Mahfuza inanıyorsunuz ne de neshi ilahiye.(Ravzatül ahbabcilt3sahife 471)

  Ey Okuyucu! Ravzatül Ahbab’ın sözünü küçük, düşük zayıf ve hakir görme! Zira Ravzatül Ahbabın mütercimi, âlim, kâmil, Hanefi mezhebine bağlı, Ehl-i Sünne, Manisalı Beyli zadedir. Beyli zadeye itibar et ve kanaat getir!

 Ehl-i Sünnet Velcemaatin kaynaklarından biri de Sa’sa’nın Sıffin savaşının başında Muaviye’ye söylediği şu sözlerdir;
  “Ey Muaviye! Sen şarap içiyordun ve sarhoş oldun! Mescide akılsız olarak girdin, Müslümanlara sabah namazı kıldırdın dört rekât olarak, sabah namazının farzı iki rekât iken. Namazdan sonra cemaate döndün ve dedin Ey Cemaat! Bugün keyfim yerindedir. İsterseniz birkaç rekât daha ekleyeyim. Bunu dedin ve Hz. Osman (r.a.) seni Medine’ye çağırdı ve seni görevden aldı ve şarap haddini (cezasını) senin üzerinde uyguladı.” (Ravzatül ahbab cilt 3 sah. 486)
                                                                         
Yine Muaviye hakkındaki Ehl-i Sünne kaynaklarından biri de Muaviye’nin kendi kötülüğünü kendisinin itiraf etmesidir. Kendi kalbine sakladığı gizli nifakı itiraf etmesidir. Ve Muaviye şöyle diyor;
  “Ey oğul, ben dinimi de dünyamı da rüzgâra verdim. Seni sevdiğim için. Ali ibni Ebu Talib’in hilafeti hakkında tasarruf yaptım, omzuma günah yükünü aldım Ahirete gidiyorum.”       (Ravzatül ahbab cilt 4 sahife 99.)

 Yine Muaviye hakkında Ehl-i Sünnenin kaynaklarından biri şu; Amr ibnül As’ın Muaviye’nin sui hatimesini itiraf etmesidir.
 Çünkü Amr şöyle diyor; “Din ve Dünyayı satmak zor bir meseledir. Ali ibni Ebu Talib’e karşı savaşmak insanı sui hatimeye çeker. Ey Muaviye! Sen başardıktan sonra beni Mısır üzerine vali kılarsan, Ali’ye karşı olan savaşta seninle beraber olurum.”      (Ravzatül ahbab cilt 3 sahife 456.)
                                                                         
 Ehl-i Sünne Velcemaatin kaynaklarından biri de şudur; Hasan Basri’nin (Kaddesellahu Sırrahu) Muaviye ile Muğire bin Şube ve Amr bin As’ın kötülüklerini beyan etmesidir. Muğire bin Şube’nin de Muaviye’nin kötülüğünü ikrar etmesidir. Çünkü Hasan Basri (k.s.) şöyle diyor;
إن الحسن رضي الله عنه قال [ أفسد أمر الناس إثنان عمروبن عاص يوم أشار على معاوية برفع المصاحف فحملت ونال من القراء فحكم الخوارج فلا يزال هذاالتحكيم إلى يوم القيامة والمغيرة بن شعبة كان عامل معاوية على الكوفة فكتب إليه معاوية أن إذا قرأت كتابى فاقبل معزولاً فأبطأ عنه فلما ورد عليه قال ما أبطأك قال كنت أوطئه وأهيئه قال وما هو قال البيعة ليزيد من بعدك قال أو قد فعلت قال نعم قال إرجع إلى عملك فلما خرج قال له أصحابه ما ورائك قال وضعت رجل معاوية فى غرز غي لا يزال فيه إلى يوم القيامة قال الحسن البصري فمن أجل ذلك بايع هؤلاء لأبنائهم ولولا ذلك لكانت شورى إلى يوم القيامة. (تاريخ الخلفاء. ص 206)

 “İnsanların işini iki kişi fesada uğratmıştır. Biri Amr ibnül As’tır. Çünkü sıffin savaşında Muaviye’ye işaret verdi ki; Mushafları havaya kaldırıp milleti mushafa davet edelim, savaş dursun, yoksa Ali galip gelir, işi hakemlere bırakalım. Hariciler hakemleri tayin ederler ve hakemlerin o zarar verici hükmü kıyamete kadar devam eder. İkinci adam Muğire bin Şube’dir. Muavie’nin Kufe valisi idi. Muaviye buna mektup yazar ki, sen mektubu okuduğunda görevini bırak çık gel, o’ da gecikir. Gecikince Muaviye O’na sorar. Neden geciktin? O’da der ki, bir plan düşünüyordum, bir iş üstünde idim, onun için geciktim. Muaviye der planın ne? Oğlun Yezid için bey’at topluyordum, Senden sonra O’nun hilafeti için diye cevap verir. Muaviye der, sen o şekilde yaptı isen git işine devam et!
       
 Bu mesele ile ilgili olarak Muğire Bin Şube der ki; Muaviyenin ayağını öyle bir dalalet ipine bağladım ki, kıyamete kadar kurtulamaz. Hasan Basri (k.s.) buyurur; Bu sebeple herkes Muavie’den sonra kendi oğluna hilafeti teslim edecektir. Yoksa kıyamete kadar şura ile halife seçilecekti. Muaviye onu bozdu.(Tarihul Hulefa sahife 606.)
                                                                                              
 Acayibin acayibi şudur ki, Muaviye oğluna neyi tavsiye ettiyse Yezid O’nun tersini yapıyordu. Mesela Yezid’den Hz. Hüseyin’e hürmetli olmasını istedi ve Medine halkına dokunmamasını istedi. Yezid ise bunların zıddını yaptı. Demek bundan anlaşılır ki, O’nun toplumlar içinde yaptığı aleni tavsiyeler riyakârlık üzere bina edilmiştir. Gizliden gizliye ise bu tavsiyelerin zıddını emrederdi.

 Yezid ile Muaviye arasında gerçek olarak hakikatte muhalefet yoktur. Ne hayat ne de memat zamanında. Çünkü Muaviye açık bir ilanla ilan etmiştir ki, dinini ve dünyasını oğlu yezid’e feda etmiştir, yukarıda belirtildiği gibi.

  Tarihül Hülafanın 206. sahifesinde de geçtiği üzere Muaviye oğlu Yezid için diyor ki; “Oğlum Yezid herkesin oğlundan Hilafete daha layıktır.” Daha bunlar arasında muhalefet mümkün olur mu? Muaviye’nin muradı Yezidin muradıdır. Yezidin muradı Muaviye’nin muradıdır. Aralarında ihtilaf yoktur.
 Ehl-i Sünne Velcemaatin kaynaklarından biri de şudur; “Sıffin savaşında Muaviye der ki; her kim bana Ammar bin Yasir’in başını getirirse ona bir dağarcık altın vereceğim.” Bunu söyledikten biraz sonra, iki kişi va’d edilen rüşveti almak için Ammar’ın başı ile Muaviye’nin yanına gelirler. Biri Utbe oğlu Velid, diğeri Servi’nin oğlu Hurri, her biri Ammar’ı kendisinin ödürdüğünü iddia eder, Muaviye bunları Amr bin As’a havale eder. Aranızda Amr hüküm etsin der. Amr Selvi’ye karar verir. Ve cehennem ile müjdeler. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Hz. Ammar Bin Yasir’e (r.a) buyurmuş ki; “Seni bâği (âsi) bir topluluk öldürecek ve öldürüldüğün yerde de Cebrail (a.s.) ve Mikail (a.s.) var.”

  Başka bir rivayette ise “ Ammar’ı öldüreni Cehennemle müjdeleyin. Hak Ammar ile beraberdir. O nerde olursa hak oradadır. Yıldızlar dünyada dönüş yaptığı müddetçe Ammar haktan ayrılmaz. ”diye buyurmuştur. (Ravzatül ahbab cilt 3 sahife 517.)
                                                                                                                                                                           
  Çok Ehl-i Sünnet kitapları Hz. Ammar’ın (r.a.) katlinden bahsetmiş, Nurul-ebsar gibi Taberi gibi daha başka nice nice kitaplar.

   Ehl-i Sünnet Velcemaatin kaynakalrından biri şudur; Muaviye yukarıda geçtiği gibi Büşr’ü 3.000 asker ile Yemen’e göndermiş, Yemen’de Büşr Abdullah ibni Abbas’ın iki oğlunu öldürmüştür. Bunlar, Abdurrahman ve Kasımdır.(Ravzatülahbab cilt 3 sahife 545,546.)
                                                            
    Bu katilden sonra İbni Abbas ruhsat üzere nefsini helaktan kurtarmak için Muaviye’ye bey’at etmiştir.
    Muaviye hakkındaki Ehl-i Sünnet Velcemaatin kaynaklarından biri şudur; Veysel Karani (k.s.) Muaviye’nin askerleri tarafından Sıffin savaşında öldürülmüştür. Çünkü Haydarı Kerrarın etbaı idi. Aynı savaşta Rasûlüllah ile beraber bedir savaşında savaşa giren seksen Sahabe öldürülmüştür. Hudeybiye savaşında Rasûlüllah ile beraber bulunan sekiz yüz Ashabı Kiram da yine bu savaşta katledilmiştir. Bu Ashabı Kiramlar hep Muaviye’nin emri ile öldürülmüştür.   (Ravzatül ahbab cilt 3 sahife 474.)
                                                                
   Ehl-i Sünnet velcemaatin Muaviye hakkındaki kaynaklarından biri de şudur; Hz. Hasan (r.a.) hilafeti Muaviye’ye cebren ve kerhen terk ederken şunu şart koştu, sen benden evvel helak olursan, hilafet tekrar benimdir. Muaviye bu şartı kabul etti ve resmi mühürle mühürledi. Muaviye bu sözü bozmak ve oğlunu kendi yerine geçirmek için Hz. Hasan’a (r.a) karşı hile düşündü. Mervanın Medine’ye tasallutu zamanında Mervan’a ailesi Cu’de’ye zehir gönderdi. Sen Hasan’ı zehirlersen sana Irak’ta yedi yayla vereceğim ve oğlum yezid’e seni nikâh edeceğim, diye vaat etti. Ve Cude’ye Hz. Hasan’ı zehirletti. Gerçek zehirletme planını kuran Muaviye’dir. Yeter ki hilafet Hz. Hasan’a (r.a.) değil, Yezid’e geçsin.”                (Ravzatül ahbab cilt 4 sahife 17, 18.)

 Muaviye hakkında Ehl-i Sünnet Velcemaatin kaynaklarından biri şudur;
إن معاوية كان إذا قنت لعن علياً وإبن عباس وحسناً وحسيناً والأشتر. (نورالأبصار. ص110)
“Muaviye kunut dualarını okuduğu zaman Hz. Ali, İbni Abbas, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Üştür’e (Hz. Ali’nin komutanı) lanet okurdu.”    (Nurul-ebsar sahife 110)
                                                                                      
  İslam fıkhına göre Kâfir kişiye hayatta iken ona lanet getirmek dâhi haramdır. Ancak Kâfir olarak öldükten sonra ona lanet getirebilir.

    Fıkhi malumattandır ki, Salatü Selam bu Âli Rasûl üzere namaz celselerinde vacibatı diniyedir. Çünkü bunlar Âl’dir. Muaviye salât kelimesini lanetle tebdil etmiştir. Nasıl ki Hz. Osman’ın (r.a.)’ın katlini dünya riyasetine alet ettiği gibi türlü türlü yalanlarla ve “Kısas Ayetini” bozmakla tarihi kitaplara müracaat edilirse, Taberi gibi “Kısas Ayetini” nasıl bozduğu anlaşılır. Bunun gibi Hz. Ömer’in (r.a.) katlinde nasıl Ebu Lü’lü’yü kullandı ise. Çünkü Ebu Lü’lü Muğayre bin Şube’nin kölesi idi. Muğayra bin Şube’yi Hz. Ömer (r.a.) Kufe valiliğinden azletmişti. Muğayra’nın zina işleme meselesi duyulduktan sonra. (Bu mesele Ravzatül ahbab Cilt 3, Sahife 156.’da zikredilmektedir.)

Bu olaylar, Hz. Ömer’in (r.a.) katli Muğayra’nın azlinden sonra vuku buldu. Muğayra da Muaviye’nin evvelden en yakın dostu idi. İşin en garibi şudur ki, Ebu Lü’lü’nün haracını yiyen ondan fazla haraç alan efendisi Muğayra’dır. Ancak Ebu Lü’lü Muğayra’ya iltifat etmeyip, Hz. Ömer’i (r.a.) hedef kılmıştır. Neden? Hz. Ömer’in (r.a.) Ebu Lü’lü’ye yaptığı şu nasihat için. Çünkü Ebu Lü’lü “Muğayra benden fazla haraç alıyor” diye Hz. Ömer’e (r.a.) şikâyet ettiğinde, Hz. Ömer (r.a.); “ Efendine itaat et ve hürmetli ol!” dediği için O’nu Ebu Lü’lü vurmuştur.

Muaviye’nin harbü Dar’da Harici ve Sebeilere karşı, yardım etmemesi, Hz. Osman (r.a.) altı ay boyunca Muaviye’den yardım istediği halde (Tarihul Hulefa sahife 200)    ve Muaviye’nin Harici’lerle Mushaflar havaya kaldırılırken Sıffin savaşında hakemlik meselesinde ittifak yapması (Ravzatul-ahbab cilt 4 sahife 526 da zikredildiği gibi)   Âli Rasûlü sebb, şetm ve tekfir eden Haricilerle beraber olması delalet ediyor ki, bu iki cemaatin önderi ve kurucusu ve kötülüğe teşvikçisi Muaviye’dir ve bu iki cemaatin manen bir olmasına delil şu; Tarikatı Muhammediye üzere olan Berika’nın makalesidir, şöyle diyor Berika;
 [لعل أول الخوارج عند وقعة عثمان حين خرجوا عليه و أوقعوا حرب الدار إلى شهادة عثمان]إلخ.ص300
 “ Umulur ki Hariciler kuruluşu Hz. Osman (r.a.) olayında vuku bulmuştur. Hz. Osman’ın (r.a.) üzerine gittiler, Dar savaşını çıkartılar, Hz. Osman’ı (r.a.) şehit ettiler. (Sebeilerle beraber).”               (sahife 300)
        
Bir de Hayatül Hayavan’ın makalesidir;
 [وكان قد تفرّق علي على الخوارج وإعتقد بعض منهم فيه الإلهية فأحرقهم بالنار] إلخ.ص56
 “ Hz. Ali üzere ayrılmalar oldu, kim ayrıldı? Hariciler ayrıldılar. Kimisi Ali’ye İlahlıkla itikat etmeye başladılar. Hz. Ali onları ateşte bile yaktı.    (cilt 1 sahife 56)

Bu müşriklere naslar arasında Sebei deniliyor. Âli Rasûlün irtidatına fetva verenlere de Harici deniliyor. Hâlbuki bu iki örgütün de kaynağı birdir. İkisi de Âli Rasûlün tahribi için kurulmuşlar. Kimisi ifrat ile tahribe çalışıyor, Sebeiler gibi. Kimisi tefrit ile tahribe çalışıyor, Hariciler gibi. İkisinin de asıl hedefi yalnız Âli Rasûl’dür. Kökleri de birdir ve beraber kurulmuşlar olup, başta hepsine “Havaric” deniliyordu. Hülasa, Muaviye bu iki örgüt ile de ortak olmuştur. Âli Rasûlü imha etmekte.

Birinci ifrat örgütü; Sebeiler dir. Ve Âli Rasûlü şerik olarak tanıyorlar.
İkincisi tefrit örgütüdür. Hariciler gibi, bunlar da Âli Rasûlü tekfir ediyorlar.
Muaviye birinci örgüt ile Müslümanları Âli Rasûl’den tiksindirmiştir. Ve Âli Rasûlün bazı haklarını tanımaktan vazgeçirmiştir. Ve onlara layık olan şer'i meveddet (dostluk) ve muhabbetlerinden (sevgiden) de uzaklaştırmıştır. Bunun için cemiyet ve cemaatlerde Âli Rasûle karşı muhabbetini izhar edenler, Sebeilik ve Rafızîlikle itham edilmektedir.

Muaviye, Âli Rasûlün maksadının aksi olarak ikinci örgüt ile Âli Rasûle irtidatı isnat etmekle Müslümanlar arasında Âli Rasûlü yere vurmak ve onları harcatmak istemiştir. Çünkü Âli Rasûlün maksadı imandır, İslamdır, Haricilerin dedikleri gibi iman ve İslam'dan dönmek değildir.

Muaviye için kâtiplik şan ve şeref verici bir iş sayılamaz. Kur'anı Kerim kitabeti şüphesiz sanatlar arasında en üstün bir sanattır. Ancak, sanatın üstün olması kâtiplerinde mutlaka üstün olması anlamına gelmediğinden, kâtipliğinin Muaviye'ye herhangi bir ulvi makam ve derece kazandırdığından da söz edilemez.
O'nun gibi Mervan Beni Hakem de bir Katib-i Kur'an iken, Âli İmran suresini Âli Mervan'a tebdil ettiğinden Rasûli Ekrem (s.a.v.) tarafından sürgüne gönderilmiştir.

Ve Abdullan beni Sarh Hz.Osman'ın sütkardeşi idi, Kur'anı Kerim kâtipliğini yaptığı halde son zamanda mürted olmuştur.

Bunun için Kur'anı Kerim kitabetini yapan bir kimse " Masumdur, eleştirilemez" diye bir kaynak kitap ve sünnet de bulunmamaktadır.

Bir nebinin veya bir evliyanın veya bir âlimin veya bir müslümanın gayri müslimden bir kızı Müslüman edip onunla evlendiği zaman o zevatı kiramların kayın biraderlerinin illa İslam sayılmaları mecburiyeti de kitap ve sünnet kaynaklarından yoksundur.

Çünkü İslam'da insanın kendi niyeti muteberdir. Kendi Müslüman olmadıktan sonra akrabalık hatırı onu Müslüman kabul ettiremez...

Muaviye şu arada çok İslam taifelerini avlamıştır ve tuzağına düşürmüştür, Bedir intikamını almak için. Nasıl ki oğlu Yezid Hz. Hüseyin'in kesilmiş başını gördüğü zaman çubuğunu ağzına sokarak şöyle demiştir;
قال إبنه يزيد حين رأية رأس الشريف الشهيد حسين [لم لم يخلّصك ما إغتررت عليهم من أبويك أي علي وفاطمة وجدك أي محمد فالآن نطفئ حرارتى الحاصلة من قتل أبيك سبطى فى غزوة بدر] البريقة على الطريقة. ص281 
  "Neden gurur duyduğun iftihar ettiğin annen Fatma ve baban Ali seni korumadı ya! Ve iftihar ettiğin ceddin Muhammed seni bugün elimizden kurtarmadı ya! Bugün Bedir savaşında babanın akrabalarıma karşı işlediği cinayetin intikamını aldım ve hararetimi söndürdüm, çok hoşnudum. (El-berika alet-tarika sahife 281)

Bundan anlaşılır ki; babasının kendisi uğruna din ve dünyasını feda ettiği Yezid, Bedir’de ki Rasûlüllah’a karşı savaşa gelen dedesi Ebu Süfyan ordusunu, ashabını ve küfür güçlerini açıkca Muhammedi güç üzere tercih etmiştir.

 O Yezid ki, iki kız kardeşi aynı anda bir arada kullanıyordu, ayrıca anne ile kızıda bir arada kullanıyordu. Yani Yezid kaynana ve baldızlara şer'i hürmetlik meselelerini ayette dediği halde tanımıyordu. (Tarih-ul Hulefa sahife 209)

 Nisa suresi 23.ayeti kerimede bu fiiller açıkça haram kılındığı halde bazı insanlar tarafından savunması yapılan Yezid'in hali bu idi.

Yukarıda ashabı kiramın vasıf hadisi geçti. O Hadiste şudur. " Ashaplarım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz. " Bu hadis çok ehli Sünnet Velcemaat ulemalarının eserlerinde mevcuttur. O kitaplardan biri de Müceddidi Elfi Sani İmam Rabbani'nin Mektubatıdır.            (Cilt 2 sahife48)

 Yukarıda bahsettiğimiz gibi şu hadis hükmüne göre, eğer siz Muaviye'nin sahabeliğine itikad edip O’nu sahabe kabul ederseniz, kurtulamayacağınız oklara maruz kalacaksınız. Dünya ve Ahirette kurtuluş olmaz. Çünkü Resûlüllah (s.a.v) Ashab-ı Kiramı istisnasız yıldızlara benzetmiştir. Doğru yola kavuşmayı "vechi şebeh" denilen benzer yön kılmıştır. Eğer siz Muaviye'nin sahabeliğini kabul ederseniz, o vakit lazım gelir ki, O’nun işlediği bütün kötülükleri hidayet kabul etmek zorunda kalırsınız. O vakit yukarıda geçtiği gibi Hz. Hasan'ı (r.a) ailesine zehirlettirerek öldürtmesini hidayet kabul etmek zorunda kalırsınız.

 Hz. Halid'in oğlu Abdurrahman'ı (r.a) öldürtmesini de hidayet kabul etmek zorundasınız.         (Ravzatul-Ahbab'da geçtiği üzere. Cilt.4 sahife 105)

 Ve Hz. Ammar'ı (r.a) Hurri Selvi'ye para karşılığı öldürtmesini hidayet kabul etmek zorundasınız. Kendi oğlu Yezid'i ümmeti Muhammed'in başına zorla geçirip ümmeti Muhammedi Yezid'in zulmüne uğratmasını hidayet kabul etmek zorundasınız, yukarıda geçtiği gibi. " Ben dinimi imanımı oğlum için feda ettim, yani Ahiretsiz imansız oldum." Demesini de hidayet kabul etmek zorundasınız. Muaviye'nin minberlerde Âli Rasûl üzere lanet okumasını da hidayet kabul etmek zorundasınız. O'nun memuru Mervan'ın Medine minberlerinde Hz. Hasan'a şu kötü kelimeyi;
القول الكريه [ أي حسن مثلك مثل البغلة قيل لها من أبوك قال أمى الفرس ] (تاريخ الخلفاء. ص190)
Ey Hasan! Senin meselen katır meselesine benziyor, katıra demişler ki, senin baban kim? Demiş ki, benim anam at" diye söylemesini hidayet kabul etmek zorundasınız.          (Tarih-ul Hulefa sahife 190)

(İslam kurallarına göre sükût ikrardandır, biz bin senedir bu kelimeyi duymakta iken Muaviye o vakit duymadı mı? Çünkü bu kelimeden dolayı Mervan'a hiçbir tepki gösterilmemiş, bu gibi nice kötü söz ve muamelelere Muaviye göz yummuştur.) Eğer bu kötü söz ve fiilleri hidayet kabul ederseniz, hak ile batılı ayırt etmeniz ve hidayet ile dalaleti birbirinden seçmeniz nasıl mümkün olur? Bu büyük zıddiyet, açık ve güçlü çelişki, sizi iki yolun birini tercih etmeye mecbur bırakır.

Ya Muaviye'yi tercih edeceksiniz, ya Ashabı Kiramı tercih edeceksiniz. Muaviye'yi tercih edip seçerseniz, tüm Ashabı kiramın makam ve şereflerine leke sürmüş olursunuz. Eğer Muaviye'yi değil de Ashabı Kiramı tercih ederseniz, o vakit Ashabı Kiramın makam ve meziyetlerini, şan ve şereflerini Muaviye'nin kirinden korumuş olur, Kur'an ve Hadisi Şeriflerle amel etmiş olursunuz. Çünkü sahabe vasfına ait Hadiste sahabelerin iyisi kötüsü belirtilmemiş, bütün sahabeler yıldız ve yaptıkları da hidayet kabul edilmiştir. Siz kendi keyiflerinize bağlısınız, isterseniz Muaviye'yi tutun, Ashabı Kiramları atın, ya da Ashabı Kiramları tutun Muaviye'yi atın.

 Cehaletin cehaleti şudur ki; İslamiyeti iki nahiyeye bölmek, birisi Muaviye nahiyesi diğeri Rafizilik nahiyesi olarak. Çünkü o vakit Müslüman'ın Rafizilikle itham olmaktan kurtulabilmesi için Muaviye'ye etba olması lazımdır. Bu iki tarafa İslamiyet munhasır kılınırsa o vakit sağlam, sahih İslamiyet Muaviye'ye munhasır kılınmış olur. Sahih İslamiyetin Muaviye'ye munhasır kılınması halinde de Muaviye'nin hatalarının araştırılması, teftiş edilmesi ve ona itiraz edilmesi, yasak hükmünü alır. Bu hüküm ise Muaviye'nin masumiyetine yol açar. Bu masumiyet ise ancak peygamberlerin vasfıdır. Başka kişilerde olamaz. (Şerh-ul Akaid sahife 237 de açıklandığı üzere) ki, sen ne edeceksin! Caniyi, zalimi ve katili?

Yorum Yaz